Özellikle korku filmlerinde karşımıza çıkan bu müziklerin nedenini merak eden bilim adamları araştırmalarının sonucuna ulaşmış görünüyorlar.Araştırmacıların üzerinde durduğu “doğrusal olamayan sesler” yanı beklemedik anda çıkan sesler, korku verici hayvan sesleri gibi sesler içimizde kalan korkuları dışa vurmamızı sağlıyor.
Türk bilim adamları pankreastan aldıkları kök hücreleri insülin üretebilen hücrelere dönüştürmeyi başardılar.
Şeker hastalığının sebebi olan vücuttaki insülin eksikliği, bu hastaların sürekli olarak dışarıdan iğne yolu ile insülin takviyesi yapılarak yaşamlarını sürdürmelerini zorunlu kılıyordu. Kocaeli Üniversitesi Kök Hücre Anabilim Dalı Başkanı Prof. Dr. Erdal Karaöz ve ekibi pankreastan elde ettikleri hücreleri farklılaştırarak insülin üretebilen hücrelere çevirmeyi başardılar.
Hayvanlar üzerinde yaptıkları deneylerle insanlara uygulanabilirliğini denetleyen ekip kısa bir zaman sonra insanlara da enjekte edecekleri kök hücrelerle yeniden insülin üretebilen hücrelerin pankreas tarafından üretilmesini de sağlayacak. TÜBİTAK destekli bu buluş, dünyanın saygın bilim dergilerinde de yayınlandı.
Bilim dallarından biri olan kimyanın en önemli parçalarından biri olan ve hayatımızda her ne kadar sıklıkla kullanmasak da bir yer işgal eden periyodik tablo, her geçen yeni bir elementin bulunmasıyla birlikte büyümeye devam ediyor. Periyodik cetvelin son satırında bulunan 117. elementin varlığı Vanderbilt Üniversitesi profesörlerinden biri olan Joe Hamilton tarafından kanıtlandı.
Joint Nükleer Araştırma Enstitüsü’nde keşfedilen ve daha ismi verilmeyen 117. element periyodik cetvelin son satırına yerleştirildi.
Varlığı kanıtlanan ve daha ismi verilmeyen 117. element için Joe Hamilton tarafından ” Bu elementler, evreni daha iyi anlamamızı ve birçok nükleer teoriyi test etmemizi sağlıyor. ” şeklinde bir açıklama geldi. Bu tarz elementler laboratuar ortamında oluşabilmekte ve doğada çok çok az bulunmaktadırlar.
Son on yıl içerisinde bulunan 50. element özelliğini taşıyan 117. elementten sonra bilim adamları, periyodik tabloda yerleri boş olan 112. , 116. ve 118. elementlerin kararları hallerini bulmak için çalışmalara hız verdiler.
Gök taşlan, kaya ya da metalden meydana gelir. Dünya atmosferine, yanıyor gibi görünmelerine sebep olacak şekilde saniyede 11 km hızla girerler. Dünya’nın atmosferine her yıl binlerce gök taşı girer ama çok azı yere kadar ulaşır.
Bilinen en büyük gök taşı demirdir ve 66 ton ağırlığındadır. Muhtemelen Dünya’ya ilkel zamanlarda düşerek Güney Afrika’daki Nambiya’yı meydana getirdi. Gök taşlarını bulmak kolay değildir. Son zamanlarda, bilim adamları Kutup Bölgeleri ve Antarktika’nın kar örtüsünün altında gök taşları bulmaya başladılar çünkü gök taşlarının tespit edilmesi orada daha kolaydır.
Atmosferi olmayan gezegen ve uydularda çok sayıda şiddetli gök taşı düşmeleri yaşanır. Ay’ın yüzeyinde her birinin çapı 1 m ya da daha fazla olan gök taşı kraterleri olduğu tahmin edilmektedir.Ancak gök taşı kraterleri Dünya yüzeyinde yaygın değildir çünkü atmosfer gök taşını yavaşlatır ve yakar.
Birçok tarihî gök taşı krateri binlerce yıl sonunda su ve hava koşulları sebebiyle aşınmıştır. Avustralya Wolf Creek’teki büyük krateri çok büyük bir gök taşı çarpması meydana getirmiştir. Çarpmanın açığa çıkardığı enerji miktarı yüzlerce nükleer silâhınkine eşittir.

Yıldızlara bakarak onlardan kare, harf ya da başka resimler yapmayı denediniz mi? Yıllar boyunca insanlar böyle şeyler yaptılar ve gördükleri yıldız kümelerine adlar verdiler. Bu kümeye “takımyıldız (constellation)” adı verilir; Latinceden gelen bu sözcük, yıldız (stella) ve birliktenin karışımıdır.
Bugün kullandığımız bu ad bize Romalılar ve Yunanlılardan kalmıştır. Yunanlıların yıldızlar hakkındaki bilgilerinin bir bölümü Babillilerden gelir. Babilliler bazı yıldız şekillerine, hayvan ya da kendi kral ve kraliçelerinin adlarını vermişlerdir. Daha sonra Yunanlılar bu adları değiştirerek yıldızlara Herkül, Orion, Perseus gibi kendi kahramanlarının adlarını verdiler. Romalılar adları biraz daha değiştirdiler ve günümüzde hâlâ bu adlar kullanılır. Mesela Aquila kartaldır; Büyük Ayı, Küçük Ayı ve Libra yani terazi. Daha sonra gök bilimciler buna birçok takım yıldız ekleyerek günümüzde bu sayıyı 88 takımyıldıza çıkarmışlardır.
Halley Kuyruklu yıldızı Plüton’un yörüngesine yakın yol aldıktan sonra her 76 yılda bir Dünya’ya döner. Dünyayı son ziyareti 1986 yılında olmuştur.
Yer kabuğu yaklaşık 30 büyük tabakadan oluşur. Dünyanın merkezini saran, yarı likit örtünün üzerinde yüzen bu tabakalara “tektonik tabakalar” adı verilir. Bu örtüde akıntılar ve hareketler meydana gelir. Böylece bu tabakalar çok yavaşça birbirleriyle ilişki içinde hareket ederler.
Depremler hareketin kanıtlarıdır. Depremlerin meydana getirdiği bölgelerin çoğu bu tabakaların kenarları boyunca uzanır. Sürtünme, tabaka kenarlarını bir süreliğine bir arada tutar ama devamlı hareket yüksek baskının oluştuğunun göstergesidir. Tabakalar sertçe birbirlerine vurduklarında bu gerginlik hafifler ve bu durum depreme sebep olur.
Depremlerin başka sebepleri de vardır. Ancak bir faydaki çatlak ya da anî hareketler sonucu ortaya çıkar. İlkel zamanlarda Dünya vahşî ve zehirli bir yerdi. Kaynaşan kimyasalların kütleleri ilkel canlılara hayat verdi. Günümüzde bildiğimiz Dünyayı yaratan, bu yaşam formlarının varlığıdır.
Yer kabuğu yaklaşık 30 büyük tabakadan oluşur. Dünyanın merkezini saran, yarı likit örtünün üzerinde yüzen bu tabakalara “tektonik tabakalar” adı verilir. Bu örtüde akıntılar ve hareketler meydana gelir. Böylece bu tabakalar çok yavaşça birbirleriyle ilişki içinde hareket ederler. Depremler hareketin kanıtlarıdır. Depremlerin meydana getirdiği bölgelerin çoğu bu tabakaların kenarları boyunca uzanır. Sürtünme, tabaka kenarlarını bir süreliğine bir arada tutar ama devamlı hareket yüksek baskının oluştuğunun göstergesidir. Tabakalar sertçe birbirlerine vurduklarında bu gerginlik hafifler ve bu durum depreme sebep olur. Depremlerin başka sebepleri de vardır. Ancak bir faydaki çatlak ya da anî hareketler sonucu ortaya çıkar. ilkel zamanlarda Dünya vahşî ve zehirli bir yerdi. Kaynaşan kimyasalların kütleleri ilkel canlılara hayat verdi. Günümüzde bildiğimiz Dünyayı yaratan, bu yaşam formlarının varlığıdır
.

Binlerce yıl boyunca insanoğlu “yıldız kayması”na bakarak ne olduklarını ve nereden geldiklerini merak etti. Ancak bugün onların yıldız değil meteor olduklarını biliyoruz. Meteorlar uzayda ilerleyen katı kütlelerdir ve bu kütleler zaman zaman atmosferden de geçerler. Meteorlar, atmosfere girdiğinde havanın yüzeylerine dokunmasından kaynaklanan parlak bir ışık saçtıkları için onları görebiliriz. Dünya’ya her gün binlerce meteor düşer ancak Dünya’nın büyük çoğunluğu suyla kaplı olduğu için meteorlar genelde deniz veya göllere düşer.
Meteorlar havada yalnız dolaşabilir bu sebeple de genelde yıldız kaymış gibi bir görüntü oluştururlar. Astronomlar günümüzde meteorların kuyruklu yıldızlardan kopan parçalar olduklarını ileri sürmektedir. Gökyüzünde meteor kümesi ya da yağmuru şeklinde yol alırlar. Uzayda düzenli yörünge veya yollarla hareket ederler. Bazen yıldızları görmek çok zordur. Yıldızlar gökyüzünde kalmaya devam eder ama gökyüzünü kaplayan bulutlar onları görmemizi engeller. Ayrıca evlerden ve sokak lambalarından gelen birçok yapay ışık sebebiyle etraf tam karanlık olmadığından yıldızları göremeyebiliriz.

Asteroitler, Güneş’in çevresindeki küçük kayalıklı ve buzlu kütlelerdir. Yörüngede 100.000′den fazla asteroit bulunur ve bazıları 1 km iken, en büyükleri boydan boya 1.003 km’dir. Bunlara bazen küçük gezegenler de denir. Çoğu asteroit Mars ve Jüpiter’in arasındaki yörüngede bulunur ve 7000′den fazlası tanımlanabilmiştir. Asteroitler, aslında tüm diğer gezegenlerden daha küçüktür sadece birkaç tanesinin 30 km’den büyük bir çapı vardır.
Asteroit terimi, genelde çapı 1.6 km’den büyük cisimler için kullanılır. Ida adındaki bir asteroidin kendisine ait küçük bir ay’ı vardır ve bu uydu güneş sisteminin en küçük gezegeni olarak bilinir. Asteroitler, muhtemelen gezegenlerle aynı zamanlarda ortaya çıkmıştır. Asteroit kuşağı, Mars ve Jüpiter’in yörüngeleri arasında uzanır. Bunların Jüpiter’in kuvvetli yer çekimi kuvveti sonucu parçalara ayrılmış gezegenler olabileceği tahmin edilmektedir. Dünya’ya günümüze dek birçok asteroit çarpmıştır. Bilim adamları bu asteroitlerin 65 milyon yıl önce dinozorların neslinin tükenmesine sebep olduklarını düşünmektedir.
İnsanların yaşadıkları toplumsal ve ekonomik koşullardan doğan psikolojik özellikler ve bunları konu alan sosyoloji dalıdır. 1860’lardan başlayarak özel bir bilim oldu. Özellikle Gabriel Tarde, Gustave Le Bon, William MacDougal ve Edwards Ross’un çalışmaları bu alanda atılan ilk adımlar olarak değerlendirilir. İnsanların ortak psikolojik özellikleri anlamında toplumsal psikoloji, genelleştirilmiş bir görüşler ve inançlar sistemi biçimini almaz ; teorik bir anlatım biçimine sahip değildir. Yargılar, duygular, heyecanlar, ruh durumları, kanılar, coşkular, gelenek ve görenekler vb duygular öğelerle iç içe geçen ampirik ve zihinsel öğeler olarak ortaya çıkar.
Devamını okumak için buraya veya başlığa tıklayınız. »
Toplumsal psikolojinin temelinde, toplumsal varlık ve toplumsal bilincin tüm yaşamsal etkinlikler üzerindeki doğrudan etkileri yatar. Ancak toplumsal psikoloji yalnızca toplumsal koşulların bir yansısı olmakla kalmayıp, aynı zamanda insanın günlük yaşamının akışı içinde gerçekleştirdiği doğaya ilişkin ampirin gözlemlerin sonuçları da, çalışma süreci içinde kazanılan bilgi, hüner vb’leri de kapsayan halkın olağan bilincinin bir parçasıdır.
Bilimin gelişme trendi fayda bakımından nötrdür. Bu cümleyi bir örnekle ifade etmek gerekirse; teknoloji güvenlik sistemleri için güçlenip sizin evinizi, işyerinizi korurken aynı zamanda hırsız için de gelişerek o güvenlik sistemini delmeye yarar. Kısacası bilimsel icat ve gelişmeler; insanın elinde artı ya da eksi değer kazanır. Kimisi atomu parçalayarak enerji elde etmeyi düşünür; kimisi bunu insanların üzerine atarak milyonlarcasının ölümüne ve o toprakların verimsizleşmesine neden olur.
Sizler için; icat amacı bambaşka olmasına rağmen insanların elinde bütün insanlığa zarar veren bir hale dönüşen icatlardan oluşan bir liste hazırladık. Detayları okudukça; şaşıracaksınız.